Gündem

Kıskançlığınızın sebebi çocukluğunuzda ebeveyninizle yaşadığınız ilişki olabilir

İnsanlar varoluştan beri sürekli iletişim ve etkileşim halindedir. Bu iletişimler kimi zaman, kazanç, çıkarım, iş birliği için kurulsa da kimi zamanda sevgi, aşk ve arzu üzerine kurulmuştur. Bireyler, çevresindeki insanların iyi olduğu ya da kendisinin kötü olduğu durumlara katlanamadığını hissettiği anlar yaşayabilir. Bu hissiyatın kıskançlık olarak adlandırıldığını söyleyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Psk. Okan Dansuk, “İnsanlar sahip olduğu değerleri kaybetme konusunda korku ve kaygı duyabilir, bu ihtimallerin varlığı kişileri stresli hissettirebilir. Bu ve bu gibi birçok duygu, kişilerin çevresindeki insanlara ve kendilerine karşı hissettikleri ve gösterdikleri tutumlarla ilgilidir. Çiftler arasında oluşan bir ilişkide bireylerin kıskançlık hissetmeleri de bu sebeplerden kaynaklanır” diyor.

Kıskançlığın üç hali

Peki kıskançlık sadece duygudan mı ibaret? Yapılan araştırmalar ve bunların sonucunda oluşturulan teoriler, romantik kıskançlığı duygu, düşünce ve davranış olmak üzere 3 ana unsur üzerinde ele alıyor. Bu çerçevede kıskançlık bireyin romantik partneri ile arasında oluşabilecek ve ilişkisini etkileyecek iletişim ve etkileşimin, ilişkisinin varlığına, kalitesine, aynı zamanda kişinin kendi özsaygısına karşı oluşabilecek tehditlere verdiği duygusal, düşüncesel ve davranışsal tepkilerin bütünü olarak adlandırılıyor. Psk. Dansuk, bu durumu şöyle açıklıyor: “Bireyin partnerini rakip olarak görülen başka bir kişiye kaybetme durumuna karşı hissettiği korku, üzüntü, öfke, sıkıntı, kaygı gibi duyguların ortaya çıkmasına duygusal kıskançlık adı verilir. Yaşanılan veya yaşanabilecek bir olay karşısında hissedilen duygular, kişilerin başka bir bireyin varlığından şüphe duymaya yönelik varsayımsal düşüncelere sahip olması düşüncesel kıskançlığı ortaya çıkarır. Sonuç olarak, birey hissedilen bu olumsuz duygular ve akıldan geçen olumsuz düşünceler ile savaşabilmek adına kendisini belirli, rutin, sürekli ve rahatsızlık verici davranışlar içerisinde bulabilir. Partnerini sürekli sorgulaması, sorular sorması, telefon, çanta ve kıyafet gibi kişisel eşyaların karıştırılması ve takip edilmesi gibi birçok davranış kalıpları ile bu rahatsızlıkları gidermeye çalışır, bunun adı da davranışsal kıskançlıktır.”Yapılan araştırmalarda, romantik ilişkilerde kıskançlık yaşayan bireylerin cinsiyet ve yaş grubuna göre dağılımı incelendiğinde, kadınların duygusal kıskançlığı erkeklere göre daha fazla yaşadığı belirtilmiş ve bireylerin yaşları arttıkça kıskançlık duygularının azaldığı gözlemlenmiş. Kıskançlıktaki cinsiyet rolünün, yaşanılan toplumun kültürel yapısı, bireylerin özerk durumları ve genetik faktörler gibi unsurlarla açıklanabileceğini belirten DoktorTakvimi.com uzmanlarından Psk. Dansuk, ilişkide geçen sürenin fazla ve ilişki tatmininin yüksek olmasının, çiftlerin kıskançlık durumuna karşı daha sağlıklı ve yapıcı bir şekilde yaklaştığı düşünüldüğünü söylüyor. Bu durumun aksinin gözlemlendiği ve düşünüldüğü araştırmaların da bulunduğuna dikkat çeken Psk. Dansuk, “İlişki süresinin uzun olmasının ve medeni durumun evli olarak ele alındığı çiftlerde hissedilen duyguların öfke, saldırganlık, nefret, intikam gibi olumsuz olarak da ortaya çıktığı gözlemlenmiştir” diyor.

Ebeveynlerimize bağlanma şeklimiz kıskançlıkla bağlantılı

Psk. Dansuk, kıskançlığın kişilerin bağlanma stilleri, güven, benlik saygısı, algılar gibi etkenler ile değişim gösterebileceğine dikkat çekiyor. Küçük yaşlarda ebeveynlerimize olan bağlanma şeklimizin, ileriki yaşlarda romantik partnerimize olan bağlanmamızı etkileyebileceğinin altını çizen Psk. Dansuk, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bireylerin bebeklik ve çocukluk dönemlerinde ebeveynleri (özellikle anne) ve/veya bakım verenleri ile güvenli bağlanan kişilerin ilişkilerinde, karşıdaki kişi ile daha yakın, ılımlı ve yapıcı bir ilişki kurduğu ve o kişiye karşı olumlu düşüncelere sahip olduğu gözlemlenmiştir. Kaçıngan bağlanan bireyler, bağlı oldukları kişi hakkında, diğer türlere göre daha az olumlu inanışa sahiptirler. Bu sebeple, güven duymak ve yakın hissetmek onlar için zorlaşmaktadır. Kaygılı bağlanma özelliği gösteren bireyler ise karşıdaki kişinin hissettiği duygulara, aktardığı düşüncelere inanma konusunda tereddütler taşır ve tercih edilip edilmedikleri konusunda kaygı hissederler. Yapılan araştırmalarda kıskançlığı en fazla yaşayan bireylerin kaygılı, daha sonra ise kaçıngan bağlanma türüne sahip olan bireyler oldukları bulunmuştur.”Kıskançlıkla partnerlerin arasında oluşan güvenin gelişimi de doğrudan ilişkili… Kişilerin birbirlerine olan güvenlerinin, kontrolcü, baskıcı ve şüpheci bir temele dayanması, kıskançlık duygularının körüklenmesi anlamına geliyor. Olumlu düşünceler ile bağlılık kuran bireyler ise terk edilme, aldatılma gibi olumsuz düşünceler ve bunların getirmiş olduğu kaygı, korku ve stres gibi duyguları aşırı şekilde tecrübe etmiyor. Kişinin benlik saygısının düşük veya olumsuz olmasının da kıskançlığı yüksek seviyede yaşamaya sebebiyet vereceği düşünülüyor. Psk. Dansuk, kişinin kendisini rakip bireylerle ve ilişkideki yeterliliği hakkında sorgulaması, bunların sonucunda olumsuz neticeler almasıyla kıskançlık ve beraberinde öfke, saldırganlık, sinir gibi duygular gelişebileceğinin altını çiziyor. Psk. Dansuk, geçmişte bireylerin tecrübe ettiği olaylar, sosyal çevresinde tanıklık ettikleri ve daha önceden şekillenmiş olan algısal yaklaşımların partnerlerinin kendilerini terk edeceği, aldatacağı, ilişkinin zarar göreceği veya bitebileceğine yönelik gerçeği yansıtmayan, abartılı düşünceler oluşturabileceğine de dikkat çekiyor. “Bireylerin bu gibi durumların önüne geçmek, kıskançlığı uç seviyelerden ziyade normal bir duygu olarak yaşaması, bireylerin kendi duygularını ve düşüncelerini partnerlerine aktarmasıyla sağlanabilir” diyen Psk. Dansuk, şöyle devam ediyor: “Ayrıca, partnerler arasında kurulan iletişimin türü oldukça önemlidir. Bir partnerin, saldırgan bir iletişim dili kullanması ve tetikleyici, rahatsız edici davranışlar sergilemesi, diğer partneri savunmaya itecek veya onun da saldırması için bir imkân sunacaktır. Bu sebeple, problem belirlenemeyecek, sorun ise çözüme kavuşmadan konunun üstü örtülecektir. Böylelikle, kapanmayan konular, benzer bir olay yaşandığında tekrar gün yüzüne çıkacaktır. Böyle bir durumda olumsuz duygu ve düşüncelerin niçin ortaya çıktığını anlamaya çalışmak kadar, bu abartılı, rahatsızlık uyandıran düşüncelerin neler olduğunu anlamak ve bunları mantıklı düşünceler ile çürütmek oldukça sağlıklı ve doğru bir yol olacaktır. Ancak bir ilişki probleminin hiçbir zaman tek bir kişinin problemi olmadığını da unutmamak gerek. Bu sebeple, problemlerin aşılamadığı, olasılıkların tükendiğinin düşünüldüğü noktada bir ruh sağlığı profesyonelinden destek almak, kısır döngünün kırılmasına yardımcı olacaktır.”

 


Hibya Haber Ajansı

Daha Fazla Göster

Berkan Yıldırım

1992 doğumlu. Eskişehir Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü 3. sınıf öğrencisi. 2 yıldır çeşitli dergilerde editörlük görevi yapmaktadır. En büyük hayali ulusal bir gazetede editörlük görevine devam etmek.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu