Gündem

Öztrak: “Faizi düşürmenin reçetesi belli”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK gündemine dair açıklamalarda bulundu. Öztrak açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“CHP Sözcüsü Faik Öztrak, enflasyonun ve faizin düşmesini en çok kendilerinin istediğini, ancak faizin baskıyla, kalıcı şekilde düşürülemeyeceğini belirterek, “Faizi düşürmek için reçete bellidir. Önce doğruları yapacaksınız, riski azaltacaksınız, güveni artıracaksınız. Ekonomide kural olacak, kral olmayacak. Enflasyon hedefini hükümet, Merkez Bankası’nın da görüşünü alarak belirledikten sonra o hedefin tutturulmasıyla ilgili politikalara hükümet karışmayacak. Banka elindeki araçları bu hedefi tutturmak için, serbestçe kullanacak. Merkez Bankalarının en önemli sermayesi güvendir. Bankanın yöneticileri güven veren, liyakatli şahsiyetler olmalıdır” diye konuştu.
Güvenin ruh gibi terk ettiği bedene asla geri dönmeyeceğini hatırlatan Öztrak, “Artık ne Erdoğan’a ne de kadrolarına güven kalmıştır. Faizin düşmesi için yapılacak ilk işin seçim sandığının derhal milletin önüne getirilmesidir. Ülkenin yeni kurallarla, yeni kurumlarla, yeni kadrolarla teçhiz edilmesidir. CHP olarak bunu gerçekleştirmeye hazırız” diye konuştu.
2009’da döviz geliri olmayan şirketlere dövizle borçlanma izni verilmesinin ardından şirketlerin döviz açık pozisyonunun hızla arttığını söyleyen Öztrak, “O zaman Meclis kürsüsünden çok uyardık. ‘Aman buna dikkat edin, şirketlerin açık pozisyonu başımıza bela olur’ dedik. Aldığımız cevap, ‘Artık paradigmalar değişti’ oldu. Bu tarihten sonra artan özel kesimin dövizle borçlanması, ülkemizin en kırılgan ekonomiler arasında, ilk beşe girmesine neden oldu” değerlendirmesinde bulundu.

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız bitti. Toplantımızda, Erdoğan Şahsım Yönetiminin, kendi eliyle çıkardığı döviz krizini, bunun ailelere, şirketlere ve finansal sisteme yansımalarını, giderek ağırlaşan kara kış tablosunu, mutfaklarda büyüyen yangını, memurun, işçinin, emeklinin halini ele aldık. Büyüyen döviz krizinin, derin bir ekonomik ve toplumsal çöküşe dönüşmemesi için, yapılması gerekenleri ve mevcut yönetime yapacağımız uyarıları tartıştık.
 

DOLAR KURUNA YENİDEN SIFIR EKLEMEK BU HÜKÜMETE NASİP OLDU

Türk lirasından 6 sıfır 2005 yılında atıldı. Dolar kurunun, 1 liralardan 9 liraya yükselişi tam 16 yıl sürdü. Ama kurun 9 liradan, çift haneye geçişi ise sadece 1 ay sürdü. 10 liradan 11 liraya çıkışı ise sadece 6 gün. Böylece 6 sıfır atıldıktan sonra 16 yıl sonra, dolar kuruna yeniden ilk 0’ı koymak, Erdoğan Şahsım Hükümetine nasip oldu. Paramız sadece dolar karşısında değil, tüm yabancı ülke para birimleri karşısında, gün görmüş kar gibi eriyor.
 

TL SADECE DOLARA KARŞI DEĞİL, BAŞKA PARALARA KARŞI DA DEĞER KAYBEDİYOR

Türk Lirası son üç ayda: Bulgar Levasına karşı yüzde 20, Rumen Leyine karşı yüzde 20, Pakistan Rupisine karşı yüzde 18 değer kaybetti. Serhat şehrimiz Edirne, Bulgaristan’dan günü birlik gelenlerle dolup taşıyor. Bizim yurttaşlarımız dükkânlara yanaşamıyor. Ama sınırın öte tarafından gelenler. “Sizin paranız değersiz”, arabalarına ne var, ne yoksa dolduruyorlar. Doldurduklarını da Bulgaristan’a götürüp satıyorlar. Kapıkule sınır kapısında araba kuyrukları, uzadıkça uzuyor.
 

SERVET VE MÜLKİYET EL DEĞİŞTİRİYOR

Ülke sanki yağmalanıyor. Türkiye, böyle bir manzarayı hiçbir dönemde yaşamadı. Malımız, mülkümüz pazara çıkmış, yabancılara ucuz ucuz satılıyor. Servet ve mülkiyet hızla el değiştiriyor. Bundan 7 yıl önce, 4 dolara satılan banka hisseleri, şimdi yabancılar tarafından, 1 dolar 20 cente kapatılıyor. Dörtte bir fiyatına, yabancılar şirketlerimizi topluyor. Ne yazık ki ucuza kapatılan şirketleri, gayrimenkulleri, Türk varlıklarını, daha çok duyacağız. Ama ağızlardan yerliliği ve milliliği düşürmeyen, Erdoğan Şahsım Hükümeti ve Koalisyonu, yabancıların ucuza kapattığı malın, mülkün, gayrimenkulün yanına, bir de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını, promosyon diye koyuyorlar.
 

YABANCIYA VE DOLARI OLANA CENNET, VATANDAŞA CEHENNEM

Ne yazık ki ülkemizin durumu, ünlü yazar Stefan Zweig’ın, “Dünün Dünyası” adlı kitabında anlattığı, Birinci Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmış, Avusturya’nın halini andırıyor. Zweig otobiyografisinde, “Avusturya Kronu eriyip gittiği için, herkes İsviçre Frangı, Amerikan Doları istiyordu. Bunu fırsat bilen bir sürü yabancı, can çekişen Avusturya Kronunun leşini kemiriyordu. Viyana’daki tüm oteller, bu akbabalarla dolmuştu. Bunlar diş fırçasından, otellere kadar her şeyi satın alıyordu” diye şikâyet ediyor. Paranın değeri, itibarı işte bunun için önemlidir. Erdoğan Şahsım Hükümeti ve Koalisyonu, bugün paramızın da, ülkemizin de itibarını tüketti. Erdoğan yönetiminde ülkemiz; yabancılara, kazancı Dolar olana, Dolarla, Avroyla gelir garantisi verdikleri yandaşlarına cennet, milletimize ise cehennem oldu. Hep dedik: “Bu hükümet, el iyisidir. Kendi yurttaşına nobran, elin insanına ise son derece müşfiktir.” 
 

DİPLOMALISI BÖYLEYSE

Cahil, bilmediğini bilir. Yarı cahil yarım yamalak bilgisiyle, her şeyi bildiğini sanır. Yarı cahillerin bilgileri kısıtlı, kibirleri ise sonsuzdur. Kendilerini allame-i cihan zannederler. Milleti kör, alemi de sersem sanacak kadar ölçüyü de kaybederler. Kâh, “Japonlar 114 lira olan, yen-dolar kurunu göstererek, kendi ekonomilerini değerlendiriyor mu?” derler. Komik duruma düşerler. Kâh çıkarlar, “Bugün Amerika’da enflasyon sıfırdan 7’ye çıkmış. Bu ne demektir? 7 kat artış” derler. Matematiğe rahmet okuturlar. Millete; “Bu kadar cehalet, ancak tahsille mümkün” dedirtirler. Gerçi, Meclis’te AK Parti Grup Başkanvekilliği yapan, ülkede bakanlık, başbakanlık yapmış bu isimlere bakınca, insan; “Bunların okumuşu, diplomalıları böyleyse, Allah bu milleti, diplomasız olanından korusun” demeden de edemiyor. Konfüçyüs’ün şu sözlerini zaman zaman hatırlatırım: Bildiğini bilenin arkasından gidiniz. Bildiğini bilmeyeni uyandırınız. Bilmediğini bilene öğretiniz. Bilmediğini bilmeyenden kaçınız. Ne yazık ki, bilmediğini bilmeyenler yüzünden, milletimiz çok ağır bedeller ödedi, ödüyor.
 

GECİKİLEN 5 DAKİKADA KİMLER DOLAR ALDI

128 milyar doların hesabı hala ortada yok. 128 milyar dolar, Erdoğan ve damadı tarafından, kendi siyasi ikballeri için hiç edildi. Merkez Bankası’nın arka kapısından, teamüllere ve kurallara aykırı bir şekilde, ihalesiz, hesapsız, kitapsız buharlaştırıldı. Bugün Türk Lirası tamamen savunmasız kaldıysa, bunun en önemli sebeplerinden biri de, bu buharlaşan 128 milyar dolardır. Bu nedenle milli paramız, spekülatörlerin, manipülatörlerin oyuncağı oldu. Son faiz kararı öncesinde yaşananları hep beraber gördük. Kurdaki oynaklık, olağanüstü seviyelere çıktı. Ama Merkez Bankası müdahale edemedi. Yetmez Merkez Bankası faiz kararının açıklanmasını, beş dakika geciktirdi. Belirsizliğe kendi eliyle zirve yaptırdı. O beş dakikalık zaman diliminde, soruyorum buradan ucuz dövizleri kim kapattı? Kimler o beş dakikadan sonra aldığı dövizleri satıp köşeyi döndü? Bunu sorduk. Şimdi bu konuda bir soru önergesi hazırlayarak, konuyu da TBMM gündemine taşıdık.
 

GELECEK YILIN EKMEĞİ BİLE TEHLİKEDE

Dolar almış başını giderken, paramız pul oluyor. Halkımız yoksulluğu, fukaralığı, iliklerine kadar hissediyor. Tezgâhlardaki, raflardaki malların, yanına yaklaşılmıyor. Fiyat etiketleri iki günde bir değişiyor. El yakıyor. Benzin istasyonlarında uzun kuyruklar, market raflarında kıtlık ve karaborsa emareleri başladı. Ayçiçek yağı, şeker ve un, artık altın muamelesi görüyor. Bir alan, ikinciyi alamıyor. Millet ucuz ekmek kuyruklarında saatlerce bekliyor. “Ekmeğin büyüğü, hamurun çoğundan olur.” Hamurun çoğu ise ancak bol unla yapılır. Ancak fırıncı un bulamıyor. Fırıncı esnafımız, “Kıtlık geldi de haberimiz mi yok?” diye, soruyor. Bu yılı geçtik. Gelecek yılın ekmeği bile tehlikede.
 

GIDA İÇİN 6 MADDELİK TEDBİR PAKETİ

Çiftçilerimiz artan döviz kuru ve gübre fiyatları nedeniyle, tarlasına gübre atamadı. Tarım Bakanlığı’na göre, son bir yılda, DAP gübresinin fiyatı yüzde 165, ÜRE gübresinin fiyatı yüzde 256 zam gördü. Tarladan sofraya kadar sorun her yerde. Ama Erdoğan Şahsım Yönetimi, milletin sorunlarını bırakmış. Koltuğunun derdine düşmüş. Genel Başkanımız hafta sonu, mutfaktaki yangına çözüm bulmak için çalıştı, sorunun paydaşlarıyla bir araya geldi. Sonrasında da Erdoğan Şahsım Hükümetinden, 6 maddelik bir tedbir paketini uygulamasını istedi.
Bu tedbirleri bir kez daha hatırlatalım:
Bir, Ziraat Bankası çiftçiye derhal 3 ay geri ödemesiz, faizsiz kredi versin.
İki, çiftçimizin su ve elektrik borçlarının faizi silinsin. Kalan borç, çiftçinin gelirine göre yeniden yapılandırılsın. Çiftçinin kullandığı elektrikte KDV, TRT Payı gibi ek kalemler tümüyle kaldırılsın.
Üç, Bankalarda ve Tarım Kredi Kooperatiflerinde, takibe düşen çiftçi borçlarının faizleri derhal silinsin. Bu kredilerin geri ödemeleri 6 ay ertelensin.
Dört, tarımsal üretimde kullanılan mazottan alınan KDV, önümüzdeki 6 ay boyunca kaldırılsın, son açıklanan tarımsal girdi destekleri, en az iki katına çıkarılsın.
Beş, gıda ürünlerinin çoğunda uygulanan yüzde 8’lik KDV, önümüzdeki 6 ay boyunca sıfırlansın.
Altı, Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimizin pek çoğu, kooperatiflerle iş birliği yaparak, ucuz ve kaliteli gıdaya erişim sağlayan imkânlar sunuyor. Bu uygulama, hangi partiden olursa olsun, tüm belediyelere yaygınlaştırılsın.
Genel Başkanımız, marketlere de, milletle dayanışma için, “Un, yağ, süt, bulgur, makarna, mercimek, yumurta, peynir, tuz ve her ay bir çeşit sebzeye, şu zor dönemde zam yapmayın” çağrısında bulundu. Bugün gösterilen fedakârlık ve dayanışmanın, biz iş başına geldiğimizde, elbette unutulmayacağını da söyledi.
 

TL’DEKİ DÜŞÜŞ ŞİRKET BİLANÇOLARINI VURUYOR

Türk Lirası’nın değerindeki serbest düşüş, şirketlerimizin bilançolarını da vuruyor. Ağustos sonu itibariyle reel sektörün, döviz açık pozisyonu yaklaşık 124 milyar dolardı. Dolar kuru Ağustos sonunda 8 lira 39 kuruştu. Şimdi 11 liranın üzerinde. Kurda yaklaşık 2 lira 66 kuruşluk artış var. Kur farkından, şirket bilançolarına 3 ayda gelen yük, tam 328 milyar lira. İş dünyasının çatı kuruluşları, “Faiz indiriyoruz, maliyet düşürüyoruz derken, bilançolarda kur kaynaklı tahribat, çok daha maliyetli” diye bas bas bağırmaya başladılar. Tabii bunun faturası da, ya zam, ya işten çıkarma, ya da kapanan şirketler, bunların sonucunda da, artan işsizlik olarak, milletimize çıkacak. İş dünyası çok tedirgin. Kurda artan oynaklık ve risklere bağlı olarak, bütçe yapamıyorlar. Gelecek yıl; girdilerini kaçtan alacağını, kaçtan borçlanacağını, malını kaçtan satacağını öngörmekte çok zorlanıyor.
 

DÖVİZ KRİZİNİN FİNANS VE REEL SEKTÖR KRİZİNE DÖNMESİ AN MESELESİ

Kurdaki artış ve oynaklıktan, ihracatçılarımız da memnun değil. Kaybolan öngörülebilirlik, ihracatçının fiyat vermesini her gün biraz daha güçleştiriyor. İç piyasada vadeli satışlar durmuş. Peşin parayla ticarette bile, kurdan gelen fiyat farkı, anında müşteriye yansıtılıyor. Böyle giderse yaşadığımız döviz krizinin, bir finans ve reel sektör krizine dönmesi an meselesi.
 

İLK GÜNAHI DA İŞLEDİLER

Devletin kur riski de çok yüksek. Hazine’nin, Eylül sonu itibariyle, toplam döviz borcu 144 milyar dolar. Bunun 32 milyar doları, yabancı parayla yurtiçinden alınan iç borç. Ekonomi yazınında kendi vatandaşından, yabancı parayla borçlanmaya “ilk günah” derler. Bu da Kayınpeder-Damat ikilisine nasip oldu. Ama bu, bunların işlediği günahların ne ilki, ne de sonuncusu… Eylül sonunda Hazine’nin, Merkez Bankasında tuttuğu döviz mevduatı, yaklaşık 15 milyar dolar. Bunu, Hazine’nin 144 milyar dolarlık borcundan düşersek, Hazine’nin döviz açık pozisyonu, yaklaşık 129 milyar dolar yapar. Eylül sonunda döviz kuru 8 lira 86 kuruştu. Şimdi 11 liranın üzerinde. Bu şekliyle Hazine’nin iki ayda, kur farkından yazdığı zarar, 282 milyar lira. Bu tabi, daha çok vergi demek, daha çok faiz ödemesi demek ve millete evde ödettirilecek daha büyük bedeller demek.
 

BEYİN HERKESTE VARDIR, AKIL HERKESTE YOKTUR

Gençlerin güzel bir benzetmesi var; “Beyin bir donanımdır. Herkeste bulunur. Ama akıl bir yazılımdır. Herkeste yoktur” diyorlar. Çok doğru bir laf. Ne yazık ki; Erdoğan Şahsım Yönetiminin akılsızlıklarının faturası, hep milletimize çıkıyor.
 

BÜTÇE GENEL KURUL’A GELMEDEN TARİH OLDU

Meclis’te görüşülen 2022 bütçesi, daha Genel Kurul’a gelmeden tarih oldu. Bütçede 2022 ortalama kur tahmini 9 lira 27 kuruş. Bugün dolar 11 lirayı geçti. Bu bütçenin artık ne faizi, ne de borcu tutar. Bütçede öngörülen maaş artışları, memuru da, emekliyi de enflasyona ezdirir. Sözleşmeliyi enflasyona ezdirir. Öngörülen yatırımlar, mevcut ödeneklerle yapılamaz. Çiftçiye verilen destekler yetmez. Bu bütçe esnafı da ayağa kaldırmaz. Bu bütçe sadece faiz lobilerini ve dolarla garanti verilen, yandaş müteahhitleri sevindirir. Şimdiden Osmangazi Köprüsü’nün geçiş ücretinin, 500 lirayı bulacağı gazetelerde yazılıp, çizilmeye başladı bile…
 

DEVALÜASYON YANDAŞI ABAT ETTİ, MİLLETİ PERİŞAN

Ekonomide “iktisadi kar” aldığınız kararların, örtük maliyetini de içerir. Ve çoğunlukla bu örtük maliyetler, açık maliyetlerden çok daha yüksektir. Onun için kamu yatırımları planlanırken, ince elenip, sık dokunur. Beş ölçülür, bir biçilir. Erdoğan’ın milletin başına bela ettiği, bu döviz garantili rant ihalelerinin örtük maliyetleri, yine kendisinin sebep olduğu devalüasyonla arşa çıktı. Devalüasyon yandaşı ve faiz lobilerini abad, milleti perişan ediyor. Eskişehir’de bir anne. SMA hastası çocuğunu yurt dışında tedavi ettirmek için düzenlenen bağış kampanyasında, yeterli parayı toplayamayınca, bunalıma girip yaşamına son verdi. Bu durum karşısında ne diyelim? Ne söyleyelim? Oysa bu ülkenin kaynakları, yandaş için değil de, millet için kullanılsaydı, SMA’lı yavrularımızın tedavileri için, kaynak bulmakta zorlanmayacaktık. Belki de o anne şimdi hayatta olacaktı.
 

ERDOĞAN İÇİN MİLLETİMİZ İKİNCİ TERCİH BİLE DEĞİL

Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, bir yanda dünyanın en pahalı arabalarının, hem de bunların en dolusunun alımında dünya şampiyonuyuz ama diğer yanda da sigorta borçlarını ödeyemediği için, yapılandırma isteyen milyonlar var. Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa… Ekonomide yapılan bir tercih, diğer bir tercihten vazgeçiştir. Ülkenin kaynakları vardır, ama kaynaklar Erdoğan’ın tercihlerine göre kullanılmaktadır. Erdoğan tüm tercihlerini yandaşları ve elin evlatları için yapmaktadır. Milletimiz, Erdoğan’ın ikinci tercihi bile olamamaktadır.
 

KRİTİK YIL 2009

Erdoğan, 20 yıl önce iktidara geldiğinde, kucağında tüm dünyada güven uyandıran bir program buldu. Sorunlu, batık bankalar sistemden ayıklanmış, bankacılık sistemi güçlü bir hale getirilmişti. Yolsuzlukları engelleyecek çağdaş bir İhale Kanunu çıkarılmıştı, Merkez Bankası’na araç bağımsızlığı verilmişti. Bütün bunların üstüne bir de bizim gibi ekonomilere, tüm dünyadan ucuz kredi akmaya başlayınca, ekonomi uzun bir süre otomatik pilotta, rahat rahat ilerledi. Ama 2009’dan sonra, uçak otomatik pilottan alındı. Ondan sonra hatalar da ardı ardına yapılmaya başlandı. 2009’da döviz geliri olmayan şirketlere, dövizle borçlanma izni verildi. Şirketlerin döviz açık pozisyonu hızla arttı. Biz, o zaman meclis kürsüsünden çok uyardık. “Aman buna dikkat edin, şirketlerin açık pozisyonu başımıza bela olur” dedik. Aldığımız cevap, “Artık paradigmalar değişti” oldu. Bu tarihten sonra artan özel kesimin dövizle borçlanması, ülkemizin en kırılgan ekonomiler arasında, ilk beşe girmesine neden oldu.
 

UYARDIK, DİNLEMEDİLER

Sermayenin yatırım iştahı yüksekken, ülkelerin hatalarını çok umursamaz, yarına bakar. Gözünü karartır ülkeye akar. Dünyadaki yükselen piyasa ekonomileri, 2002’den 2013’e kadar, işte böyle bir dönemi yaşamıştır. Tabi bu dönemi biz de yaşadık. Bunu yaşarken de hep şunu söyledik “Bak bu geçicidir bu fırsattan yararlanın, ekonomiyi tahkim edin” dedik. “Türk Lirasının suni şekilde, aşırı değerlenmesine izin vermeyin. Gelen paraları betona değil, döviz kazandıracak yatırımlara yönlendirin. Ülkemizin rekabet gücünü törpülemeyin. Likidite bolken, döviz rezervlerini güçlendirin, bu cari açığı yoksa sürdüremezsiniz” diye, çok uyardık. Cevap? Bize dediler ki, “cari açık finanse edildiği sürece sorun değil”.
 

YETKİSİ ÇOK SORUMLULUĞU YOK

Erdoğan Şahsım Hükümetleri, hep küresel risk iştahı bolken iş yaptı. Hep işler böyle gidecek sandı. Ama 2013 yılından sonra küresel sermayenin, seçiciliğinin artması, artık doğru politikaları uygulayan ülkeleri tercih etmesi dünyada yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bu dönemde sermaye artık yanlış yapanı giderek daha fazla görüyor. Doğruları yapan ülkelere gidiyor. Hata yapma lüksü kalmadı. Ama Erdoğan bunun farkında değil. “Ne yapsam, ne söylesem, sermaye buraya akmaya devam eder” diye düşünüyor. Yaptığı hatalar nedeniyle sermaye kaçınca da, daha çok hata yapıyor. Hızını alamıyor, sağa sola saldırıyor. Olan bitenden kendi dışında herkesi sorumlu tutuyor. Hayat pahalılığı mı var? Marketler sorumlu. 128 milyar dolar mı buharlaştı? Damat sorumlu. Faiz mi yüksek? Faiz lobileri sorumlu. Ekonomi berbat mı oldu? Dış güçler sorumlu. Erdoğan’ın yetkileri çok, sorumluluğuysa hiç yok. Memnuniyetimizi Erdoğan’a, şikâyetlerimizi hep başkasına bildirmek durumundayız.
 

CARİ AÇIK PARASAL DEĞİL, YAPISAL BİR SORUNDUR

Hâlbuki bir sorunu çözmenin ön koşulu, önce doğru teşhisi gerektiriyor. Doğru teşhis konmadan, doğru tedavi olmaz. Cari açık evet önemli bir sorundur. Ve finansal kırılganlıklarımızı artırmaktadır. Ama cari açık parasal değil, yapısal bir sorundur. Yapısal sorunlara da getirilecek parasal çözümler kalıcı olmaz. Cari açık Merkez Bankalarının değil, hükümetlerin çözmesi gereken bir sorundur. Eğitimden, altyapıya, teşvik mekanizmasından, sanayi politikasına, farklı pek çok ekseni keser. Tüm bu eksenleri kapsayan tutarlı bir plan, gerçekçi bir strateji olmadan, sadece faizlerle oynayarak cari açık sorunu çözülmez.
 

FAİZİ DÜŞÜRMENİN REÇETESİ BELLİ

Faizin de, enflasyonun da düşmesini en çok biz isteriz. Çünkü bunlar vatandaşımızın cebini boşaltmaktadır. Ama bu, suni şekilde faizi baskılayarak olmaz. Faizi düşürmek için reçete bellidir. Önce doğruları yapacaksınız, riski azaltacaksınız, güveni artıracaksınız. Ekonomide kural olacak, kral olmayacak. Oyun içinde kural değiştirmeyeceksiniz. Enflasyon hedefini hükümet, Merkez Bankası’nın da görüşünü alarak belirledikten sonra o hedefin tutturulmasıyla ilgili politikalara hükümet karışmayacak. Bu Merkez Bankasının görevi olacak. Banka elindeki araçları bu hedefi tutturmak için, serbestçe kullanacak. Merkez Bankalarının en önemli sermayesi güvendir. Bankanın yöneticileri güven veren, liyakatli şahsiyetler olmalıdır. Güven ruh gibidir. Terk ettiği bedene asla geri dönmez. Artık ne Erdoğan’a ne de kadrolarına güven kalmıştır.
 

İLK İŞİMİZ MERKEZ BANKASI’NA YENİ BİR BAŞKAN ATAMAK

Dolayısıyla faizin düşmesi için yapılacak ilk iş, seçim sandığının derhal milletin önüne getirilmesidir. Ülkenin yeni kurallarla, yeni kurumlarla, yeni kadrolarla teçhiz edilmesidir. CHP olarak bunu gerçekleştirmeye hazırız. Gelir gelmez ilk işimiz, Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığına sahip çıkacak, liyakatli, güvenilir, saygın, itibarlı bir Başkanı, atamak olacaktır. Ardından, Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistemle, kuvvetler ayrılığını güçlendireceğiz. Can ve mal güvenliğini, kişi hak ve hürriyetlerini güvence altına alacağız. Hukukun üstünlüğünü sağlayacağız. Böylece hem ekonomide öngörülebilirliği artıracağız. Hem de ülkede huzuru sağlayacağız. Yolsuzlukla Mücadelenin yasal altyapısını güçlendireceğiz. Kamu İhale Yasasını, uluslararası kabul görmüş normlara, uygun hale getireceğiz. Kamu yatırımlarında etkinliği sağlayacağız. Kara parayla sonuna kadar mücadele edeceğiz. Sistematik vergi affı uygulamalarına son vereceğiz. Herkesin vergisini rahat rahat ödeyeceği, ekonomik ortamı sağlayacağız.
 

LİRANIN İSTİKRARINI SAĞLAYACAĞIZ

Türk lirasının istikrarını sağlayacağız. Sermayenin bol olduğu dönemlerde, döviz rezervlerimizi güçlendirme dâhil, gerekli makro-ihtiyati tedbirleri uygulayacağız. Kapsamlı bir kalkınma stratejisiyle cari açık meselesini tüm boyutlarıyla ele alıp, çözeceğiz. Yeşil ve dijital ekonomideki dönüşümleri yakalayacağız. Ülkemizi bu alanlarda üst basamaklara çıkaracak adımları, kararlılıkla atacağız. Tarımı ve sağlığı stratejik sektörler olarak tanımlayacağız. Bu sektörlerde kendi kendimize yeterlilik hedefimiz olacak. Tüm dünya Refah 3.0’ı tartışırken, biz bunun dışında kalamayız. Çokça kazanacağız, hakça paylaşacağız. Kimsenin büyüme sürecinin dışında kalmasına, izin vermeyeceğiz. Kaynaklar yandaşa değil, millete gidecek. Ve elbette dağımıza, taşımıza, derelerimize sahip çıkacağız. Çevresel sürdürülebilirliği ve Paris İklim Anlaşması’ndan doğan, uluslararası taahhütlerimiz çerçevesinde, Yeşil Enerjiye Dönüşüm Stratejisi’ni kararlılıkla uygulayacağız.
 

NE YAPACAĞIMIZI BİLİYORUZ, KADROLARIMIZ HAZIR

Biz ne yapacağımızı biliyoruz. Ülkemizi Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına taşımaya hazırız. Daha önce bu ülkeyi krizlerden çıkarmış, tecrübeli kadrolara sahibiz. Artık yapılacak bellidir. Seçim, seçim, seçim. Herkes bu saatten sonra, seçim talebini en güçlü şekilde dillendirmelidir. Milletimiz herkesin ne yaptığını gördü. Notunu da verdi. Şimdi kararını tebliğ etmek için, sandığı dört gözle bekliyor. Sandık geldiğinde de, Erdoğan Şahsım Hükümetine ve koalisyonun küçük ortağına tasdiknamesini verecek. Bunların hepsini evlerine gönderecek.
Benim söyleyeceklerim bu kadar. Hepinize dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi varsa sorular, onları alayım.  
 

Soru- AK Parti Elazığ Milletvekili Zülfü Demirbağ, “Ekonomik sıkıntı çekebiliriz, normal şartlarda bir kilo et yiyorsak yarım kilo yeriz, domates 2 kilo yerine 2 tane alırız. Kış günü turfanda sebzeleri kullanmak zaten sağlığa da çok faydalı değil” cümlesiyle vatandaşa tasarruf çağrısında bulundu. Siz bu çağrıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
 

Faik ÖZTRAK- Saray ve şürekasının kira derdi yok, fatura derdi yok, yeme içme derdi yok, yedikleri önlerinde, yemedikleri artlarında. Milletin halini görmüyorlar, sesini duymuyorlar, milleti bunlar tamamen unuttular.
Erdoğan “eve ekmek götüremiyoruz” diyen vatandaşa “abartma” demedi mi? Saraydan millete “porsiyonları küçült” tavsiyesi gelmedi mi?
“Peygamberimiz mideyi boş bırakın der” diye akıl veren eski vekiller çıkmadı mı?
Enerji Bakanı doğalgaz fiyatlarındaki artışa karşı vatandaşa “kombiyi kısın” demedi mi?
Pahalı otoyollar için geçecek paranız yoksa da yolların güzelliğine bakın diyen vekile ne buyrulur?
Şimdi de bir başka AK Partili vekil çıkmış, “Eti az yiyin, domatesi turfanda yemeyin kış günü zararlıdır” diyor. İnsaf be kardeşim… Bırak eti, domatesi sebzeyi millette ekmek alacak hal bırakmadınız. Bunlar kibir abidesi oldular milletle alay ediyorlar. Utançlarını yitirmişler. Utancı giden kimsenin kalbi ölür.
Bunların gözleri var görmez, kulakları var duymaz, kalpleri de millete karşı mühürlü. Milletimiz “nası” ağızlarından düşürmeyenlerin bu hali görünce Erdoğan Şahsım Hükümetinin karanlığından sabahın aydınlığına tez elden ulaşabilmek için gece gündüz felak-nas duaları okuyor. Bunlara bir tavsiyede bulunayım. Öyle gözüküyor ki ekmeğe gelen zamlar da durmayacak. Erken davransınlar beyaz ekmeğin zararlarını millete şimdiden anlatmaya başlasınlar. Tekrar söylüyorum, bu işin bir tane çözümü var. Seçim, seçim, seçim.
 

Soru- Seyit Rıza bildirisi dağıtanlar hakkında suçu ve suçluyu övmek gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Karara çok sayıda destek geldi. CHP olarak sizin bu karar hakkındaki görüşünüz nedir?
 

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar soruşturma açılmışsa açılmıştır yargıya müdahale olmaz. Sonuçlarını bekleyeceğiz. Teşekkür ederim.”
Hibya Haber Ajansı

Etiketler
Daha Fazla Göster

Berkan Yıldırım

1992 doğumlu. Eskişehir Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü 3. sınıf öğrencisi. 2 yıldır çeşitli dergilerde editörlük görevi yapmaktadır. En büyük hayali ulusal bir gazetede editörlük görevine devam etmek.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı